Hoteleman.com

Kamu Memur İşçi Alımları | En son haberleri takip edin
İbrahim Kalın'ın sözleri derin bir entelektüel tartışmaya dönüştü

İbrahim Kalın’ın sözleri derin bir entelektüel tartışmaya dönüştü

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 30 Temmuz’da sosyal medya hesabından
bir paylaşımda bulunarak “Bize 150 yıldır modernleşme adı altında başkalarının
hikayeleri anlatıldı. Artık kendi hikayemizi yazma zamanıdır” ifadelerini kullandı.
14 kelimelik bu mesaj fırtınalar kopardı. Kalın, Türkiye’yi kimliksizleştiren
Avrupa merkezli tarih ve modernleşme teorilerini masaya yatırsa da muhalefet
partileri kemikleşmiş refleksle mesajı rejim tartışmasına taşımaya çalıştı.
CHP’li Engin Özkoç, Kalın’ın “Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı tarihini” hedef
aldığını iddia etti, İYİ Partili Aytun Çıray ise ‘gündelik polemik’ dilini kullanmayı
tercih etti. Kalın, katıldığı televizyon programında sözlerini daha da derinleştirdi.
Bize dayatılan modernleşme tarihine ilişkin sorunun en temelde başladığını vurgulayan
Kalın özetle şunları kaydetti:

TÜRKİYE YENİDEN KONUMLANIYOR

“Tarihi dönemlendirme çok ciddi bir sorunsalımız bizim. Mesela Ortaçağ dediğimiz
dönem bizi ifade ediyor mu? Bunlar çok Avrupa merkezli tarihlendirmeler. Batı’nın
Ortaçağ’ı bütün insanlığın Ortaçağ’ı mı? Onların Ortaçağ diye tabir ettiği dönem,
bizim medeniyetimizin zirve dönemidir. İbn-i Sina’ların, İbn-i Rüşt’lerin, Gazali’lerin,
Biruni’lerin, inanılmaz bir ilim, fikir, düşünce ürettiği bir dönem. Ben kendi
tarihime nasıl ortaçağ karanlığı gözüyle bakabilirim. Maalesef Türk tarihini,
İslam tarihini periyotlaştırma konusunda orijinal bir şey ortaya koyamadık.
Türkiye bugün kendini dünya sistemi içinde yeniden konumlandırmaya çalışan son
derece dinamik bir ülke. Bunu siyasetiyle, ekonomisiyle, dış politikasıyla bilim
ve teknoloji altyapısıyla her alanda yapıyor. Bunları yaparken bizim o konumlandırmanın
kimlik ve tarih boyutunu ihmal etmemiz söz konusu olamaz. Bu konumlandırmayı
yaparken kendi tarih perspektifini, kültür mirasını kimlik iddialarını da daha
net, daha anlaşılır kendi zihninde ve kalbinde barışık bir şekilde ortaya koyabilmesi
gerekir.

HEPSİ BİZİM PARÇAMIZ

Bazı arkadaşlar özellikle CHP’liler, bunu cumhuriyete bir saldırı gibi algıladı.
Bizim büyük hikayemizin içinde Osmanlı da var cumhuriyet de var. Abdülhamit
de var Atatürk de var. Nazım Hikmet de var Necip Fazıl da var. Bunları kavga
ettirmek bize bir şey kazandırmaz. Büyük hikayemizde bunların hepsi var. İyisiyle
kötüsüyle, hatasıyla sevabıyla zaferiyle hezimetiyle bunların hepsi bizim hikayemizin
bir parçası. Bir kişi dışarıda kalsa eksik kalır. Benim söylemek istediğim şu,
modernleşme adı altında dayatılan hikaye, bizim hikayemiz değildi. O hikaye
içinde beyaz olmayan adam yok. Siz yoksunuz, ben yokum, Çin medeniyeti yok,
Afrika medeniyeti yok, Hint medeniyeti, Latin Amerika yok. Hatta Avrupa’nın
bir kısmı yok, hatta Rusya yok. Anlatılan tarihin ya da hikayenin içinde beyaz
olmayan adam yok. Pasif, üzerinde deney yapılan kendisine medeniyet getirilmesi
gereken kişiler olarak görüldüler. Hep öteki kalmaya devam ettik.

PASİF AKTÖR OLMAYACAĞIZ

Diplomaside, bilimde, güvenlikte, her alanda yaşadık, bize dediler ki ‘yapamazsınız’.
Sanayi hamlesini yapamazsın, arabanı, uçağını, İHA’nı SİHA’nı yapamazsın gibi.
İki anlamı vardı bunun. Bir; sizin bunu yapacak aklınız ve gücünüz yok, iki
biz buna müsaade etmeyiz. Bunlardan birincisi daha ağır. Ben yaptım al bunu
kullan, tüketicisi ol. Buna itiraz etmediğin müddetçe siz iyi aktör olursunuz.
Recep Tayyip Erdoğan buna itiraz ediyor: Tüketicin olmayacağım, pasif bir aktör
olmayacağım. Zihniyet değişimi burada başlıyor kastettiğim bu.

TARİHİ YENİDEN YORUMLAYALIM

İşin özü bugün kendimizi nasıl konumlandıracağımız meselesi. Bunu yapmak için
de bizim tarihi yeniden okuyup yorumlayıp bugüne getirmemiz gerekiyor. Kendi
tarihimizi kendi referanslarımızla yazdığımızı düşünmüyorum. Çağdaş medeniyet
statik bir şey değil. 19. yüzyılın ya da 20. yüzyılın muasır medeniyet seviyesinin
merkezinde Avrupalılar vardı. Bu doğru. Batılılaşma ile çok atbaşı giden bir
çağdaşlaşma hareketiydi. Ama bugün çok başka bir yerdeyiz. Medeniyet dediğimiz
de dinamik bir süreç. Modernleşmenin tek bir aktörü yok.”

Atatürk de Avrupa merkezli tarihe karşıydı

İbrahim Kalın’ın açıklamalarına, değişik kesimlerden destek geldi. Vatan Partisi
Genel Başkanı Doğu Perinçek “İbrahim Kalın’ın sözlerinin altına Doğu Perinçek
yazın, ben bu sözü imzalıyorum” dedi. Perinçek şunları kaydetti: “Bu son 150-200
yılın çok doğru bir yorumudur. Emperyalizm bize bir senaryoda dayatıyor. Bir
tarafta emperyalizm bir tarafta Türk milleti var. Ama iç planda baktığımız zaman
da bu Tanzimatçılıkla milliyetçilik arasındaki 200 yıllık çarpışmadır. Sayın
İbrahim Kalın bunu biraz edebi sözlerle yaratıcı ifadelerle dile getirdi ve
bu tamamen doğruydu.”

BİZİ ÖZNE OLARAK GÖRMEDİLER

Kalın’ın sözlerindeki ‘modernleşme’ ifadesini de değerlendiren Perinçek, “Avrupa
merkezli tarih teorisine ve oryantalizme karşı çıkması çok önemli. Oryantalizm
de zaten Osmanlı’ya Avrupa’dan bakış açısı. Sonuç itibariyle, oryantalizm dedikleri
nedir? Doğu ülkeleri ve halkları uygarlık öznesi değildir dediler. Olsa olsa
biz onlara medeniyet taşırız dediler. Medeniyeti biz onlara götürürüz dediler.
İşte bu bakış açısı oryantalizmdir. Buna tavır alması ve Avrupa merkezli tarih
teorisine karşı çıkması Sayın İbrahim Kalın’ı Atatürk’le birleştiriyor.”

Bize önce fikir lazımmış

Türk edebiyatının usta kalemi Mustafa Kutlu da “Kendi hikayemiz.İşte bütün
mesele” diyerek Kalın’ın sözlerine destek verdi. Kutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Geçende Sayın İbrahim Kalın CNN kanalında Ahmet Hakan ile konuşurken şöyle
bir söz söyledi: ‘Modernleşmenin bizim için yazdığı hikaye sona ermeli, biz
artık kendi hikayemizi yazmalıyız.’ ‘Kendi hikayemiz’ işte bütün mesele. İnancı,
felsefesi, iktisadı, siyaseti, hukuku, sanatı ve hayat tarzı ile hem kendimize
hem tüm dünyaya sunacağımız hikayeyi kim yazacak? Bize önce bir iktidar lazım,
denildi, doğru. Lakin şimdi anlaşıldı ki önce bir ‘fikir’ lazım imiş. ‘Tüketim
toplumu’nun içinde yaşarken gelenekten, aileden, fertten konuşmak; kapitalizmin
kanunlarını görmezden gelmek havanda su dövmektir. Madem bir ‘hikaye’ yazılacak,
eh benim de çorbada tuzum olsun. ‘Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş’ adlı kitabımda
kendi hikayemiz için bir teklif getirmiştim. Bu defa şirketlerin ulus-devlete
rol biçtiği bir dönemde ‘Tüketim Toplumu’nun hızla akan ırmağında ‘Akıntıya
Karşı’ duruş mümkün müdür; sorusuna cevap arayacağız. Bakalım biz bu fotoğrafın
neresindeyiz?”

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.