Hoteleman.com

Kamu Memur İşçi Alımları | En son haberleri takip edin

Prof. Ediger: Türkiye, 1934 yılından beri ilk kez bu kadar önemli bir keşif yapıyor

Kadir Has Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Enerji
Sistemleri Profesörü Dr. Volkan Ediger, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ülkemiz
açısından tarihi bir müjde” dediği açıklaması sonrası Türkiye’nin doğal
gaz keşfine dair merak edilen konularla ilgili olarak BBC
Türkçe’nin sorularını yanıtladı
.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklama neden bir “müjde”
niteliği taşıyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nde müthiş bir petrol sendromu vardır. Türk halkı müthiş
ölçüde petrole maraklıdır. Yerin altının petrol denizi olduğunu, bu petrol denizinin
bir gün mutlaka çıkarılacağını düşünür. Hatta şöyle de söylentiler vardır: “Yabancılar
buldurmuyor, engelliyor, bizimkiler buluyor ama üstünü betonla kaplıyorlar”.
Bu Türk halkında inanılmaz bir sendrom yarattı.

Türkiye’de 1934 yılından beri ilk kez gaz konusunda bu kadar önemli bir keşif
yapılıyor. 1948 yılında Raman sahasında petrol bulunmuştu. Ondan 50-60 yıl sonra
denizlerimizde, ki denizlerimiz bugüne kadar çok az aranmıştır, böylesi bir
keşif yapılıyor.

Karadeniz’in münhasır ekonomik kesimi en fazla olan ülkesi Türkiye iken sadece
23 tane kuyu delindi. Bu kuyuların da çoğu sığ kıyılarda. 100 metre 200 metre
su derinliğinde delinen kuyular…

Tarihsel sürecin yanı sıra enerjide dışa bağımlılığımız da hat safhada. Biz
tükettiğimiz enerjinin yüzde 75’ini dışardan alıyoruz. Bunun için bütçeden ortalama
50 milyar dolarlık bir payı sırf enerji ithalatına harcıyoruz. Bu da cari açığımızın
önemli bir bölümünü oluşturan pay.

İşte tüm bu nedenlerle bu keşif önemli bir keşiftir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “2023 hedefi” gerçekçi mi?

Bu ilk kuyu. Bu kuyudan sonra bir-iki kuyu daha açılıp aynı keşfin orada da
teyit edilmesi lazım. Teyit edildikten sonra tespit kuyularını açmamız lazım.

Bu tespit kuyuları yerin altında bulduğumuz rezervuarın geometrisini-3 boyutlu
dağılımını ve taşların gözenekliğini-geçirgenliğini, onun içindeki sıvı ve gazın
akış durumunu gösterir. Bunu yaptıktan sonra oturup bir modelleme yapmamız lazım.
Nerelerde üretim yapabilirizi bulmamız lazım. Ondan sonra üretim kuyuları açmamız
lazım. Sabit platformun üzerinde üretim kuyularını açıp, oradan üretmeye başlamak
lazım. Orada üretilenleri depolamak lazım. Depodan da karaya doğal gaz boru
hattını döşememiz lazım. Onu da ana şebekeye bağlamak veya tüketilecek yer neresiyse
oraya iletmek lazım.

Bütün bu süreçler biraz zor görünüyor. Tabi eğer ciddi bir Türk mucizesi yaratılmazsa.
Dünyadaki deneyimlere baktığımızda, bunun için 6-7 yıllık bir süreç normal gibi
geliyor. Eğer bu 1-2 yıl içinde olursa çok memnun oluruz. İnşallah başarılabilir
diye düşünüyorum.

“Mucize” ifadesini kullandınız. Doğal gazın çıkartılması sürecinin
hızlandırılması için ne yapılmalı?

Yapılmayacak bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin odak noktası bu olursa, bütün
maddi imkanlarını-insan kaynaklarını hepsini buraya kullanırsan yapılabilir
tabi. Yapılmayacak bir şey yok. Ama dediğim gibi böyle bir mucizenin gerçekleşmesi
için mucizevi bir çalışma ve planlamanın yapılması da gerekli elbette. İnşallah
gerçekleşir tabi. En büyük dileğimiz o.

Bu bölgede daha önce Petrobas ve ExxonMobil’in doğal gaz bulduğu, maliyeti
çok yüksek olduğu için gazı çıkarmadan vazgeçtiği yolunda haberler yapıldı?
Daha önce de “Karadeniz’de doğal gaz bulundu” açıklamaları yapılmıştı.
İddialar doğru mu? Bulunan doğal gazın öncekilerden farkı ne?

Karadeniz’de 5 tane derin kuyu açıldı. 2005’ten 2011’e kadar…İlk kuyu Hopa
açıklarındaydı. 2005 ve 2006 yıllarında BP ile ortak deldik.

Biz bunları genellikle yabancılarla ortak yaptık, hiçbir masrafına katılmadık.
Bütün masrafı onlar yaptılar. “Production sharing agreement” dediğimiz
üretim paylaşım anlaşması yaptık. BP bir şey bulamadı. Daha sonra Petrobas-ExxonMobil
2010’da Sinop 1’i deldi. Chevron, Yassıhöyük’ü deldi. Arkadan ExxonMobil Kastamonu’yu
deldi.

Burada bir tek TPAO bütün masraflarını karşılayarak Sürmene-1 diye bir kuyu
açtı. Yabancı bir ortağı yoktu.

Bu şirketlerin hepsi orada üretime geçebilecek petrol olmadığını söylediler.
Çünkü bir kuyunun maliyeti, örneğin BP’yi biliyorum, 200 milyon dolar harcadılar
orada. BP bu paranın hepsini harcadı ve gitti.

Uçağa binseniz, elinize ağır bir taş alsanız, pencereden atsanız, sondaj açsanız,
oradan petrol çıkar. Petrol çıkmayan dünyada bir karış yer yoktur. Petrolün
oluşumuna imkan veren iklimsel ortamlar hemen hemen her yerde olmuştur.

Burada önemli olan şey ispatlanmış rezervdir. Yerin altından mevcut ekonomik
ve teknolojik koşullarda çıkarıp satabileceğin net miktar demektir. Masrafı
yazarsınız. ispatlanmış rezervin günümüzdeki değerini hesaplarsınız. İkisinin
arasındaki farka bakarsınız. Eğer yatırdığınız parayı fazlasıyla, faiziyle çıkaramıyorsanız,
“Ben bu işte yokum” derseniz.

Fatih gemisinin sondaja 20 Temmuz’da başladığı söylendi. Hızlı bir şekilde
sonuca ulaşılmasını neye bağlıyorsunuz?

Valla biraz hızlı oldu tabi. Kuyu da bitmedi. 200 metre delinecek. 100 metresi
delindi. Kuyunun yarısı tamamlandı henüz. Bence de biraz erken oldu. Niye oldu
bilemiyorum tabi.

Hemen hangi partiden olursa olsun, hangi düzeyde olursa olsun; siyasiler bu
tür mutlu haberleri vermeyi isterler, severler. Biraz daha önceliklerine alırlar,
gündemlerinin başına koyarlar.

Zaman kısa gibi ama inşallah doğrudur, ülkemizde daha da yenileri bulunur diye
dua ediyoruz. Mutluluk duyacağımızı belirtiyoruz.

Reuters haber ajansı 800 milyar metreküp doğal gaz rezervininin bulunduğunu
bildirmişti. Fakat açıklanan rezerv 320 milyar metreküp. Bu rakam nasıl belirleniyor?

Bir sünger düşünün. O süngerin gözenekleri vardır ve gözenekler birbiriyle
iletişim, temas halindedir.

Bu süngerin içinde su olduğunu ve onun da yerin 1 metre altında olduğunu düşünün.
İşte petrol aynen bu şekilde sünger gibi gözenekli bir kayanın içine girmiş
sıvıdır. Petrolse sıvı, doğal gazsa gaz halindedir.

Biz bu süngerin toplam hacmini sismik çalışmalarla, sondaj verileriyle, jeolojik
çalışmalarla buluyoruz. Enini boyunu yüksekliğini çarpıyoruz. İçindeki gözenek
miktarını hesap ediyoruz.

Hacimde gözenek miktarı yüzde 10’sa, bu oranı alıyoruz, “Bu kadar miktarda
petrol veya gaz var” diyoruz. Tabi bunun hepsini kapiler basınçtan ötürü
çıkarmak mümkün değil.

Bir üretim yüzdesi belirliyoruz, “üretim faktörü” dediğimiz…Örneğin
“Ben bu şartlarda bunun yüzde 80’ini çıkartabilirim” diyoruz. Bulunan
toplam rakamı yüzde 80’le çarpıyoruz. Ortaya bir rakam çıkıyor.

İhtimali artırmak için 3,5, 10 tane yerden delersek bu süngeri, o süngerin
ortalamasını alacak yeterli veriyi elde edebiliriz. “Bizim şu kadar petrol
ya da gaz var” dediğimiz rakam o zaman daha da gerçekçi olur.

320 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfedilmesi, Türkiye’nin dışa bağımlılığını
azaltır mı?

Biz yılda 50 milyar metreküp gaz tüketiyoruz. Ve bunun da yaklaşık yüzde ikisini
kendi iç kaynaklarımızdan üretiyoruz. Hemen hepsini dışardan aldığımızı varsayalım.
350 milyar metreküp, 6 yıllık ihtiyacımızı karşılar. Bu elbette önemlidir.

Biz yılda aşağı yukarı 40 milyar dolar civarı para ödüyoruz bu kadar gazı alabilmek
için. Dolasıyla 6 yıl bunu ödemezsek, 250 milyar dolar yapar. Bu çok büyük para.
Yani bırakın 300’ü, 10 milyar metreküp bile bulmuş olsak elbette çok çok çok
iyi. Çünkü biz aşırı ölçüde dışarı bağımlı bir ülkeyiz. Tükettiğimiz enerjinin
yüzde 75’ini dışardan alıyoruz. Bunu ne kadar azaltabilirsek elbette kardır.
Ama tüketici konumdan veya ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçebilir miyiz?
Elbette geçemeyiz.

Ama o alttaki seviyelerde de doğal gaz bulunursa, yeni açılacak kuyularda da
bulunur ve rakam büyürse…İsrail öyle oldu. 2010’da Doğu Akdeniz’de Leviathan
diye bir saha buldular. İsrail ithalatçı konumdan gerçek bir eksen değiştirerek
ihracatçı konuma geçti ve bugün Ürdün’e gaz satıyor.

Tabi orada bulunan miktar biraz daha büyük ve İsrail çok küçük bir ülke. 5-10
milyar metreküplük bir tüketimi var. Gerisini satıyor. Bizimki kadar dev bir
gaz tüketicisi ülke değil.

Açıklanan doğal gaz keşfi, Türkiye’nin dış politikasını nasıl etkiler?

320 milyar metreküpte kalırsak pek bir şey ifade etmez. Rusya’dan 10 sene 50
milyar metreküp alıyorsak, 40 milyar metreküp alırız. 40 milyar dolar ödüyorsak,
35 milyar dolar öderiz. Bir miktar kar ederiz. onunla kalır. Tabi ne kadar masraf
edeceğiz o kadar gazı çıkarmak için, o ayrı bir konu.

Ama Türkiye için niye önemli? Çünkü Türkiye yıllarca maalesef kendi denizlerini
aramayan bir ülkeydi. Ve alınan bu üç gemiyle elimizde bugün sondaj gemimiz
de var, sismik gemimiz de var. Birçoğu bizim kendi elemanlarımızdan oluşan kadroyla
kendi denizlerimizde arama yapıyoruz. Yeni bir safha açıyoruz. Bu çok önemlidir.

Arzu ederiz ki bunun know-how’ı bize geçsin. Hiçbir yabancıya ihtiyaç duymayacak
şekilde o gemilerin işletilmesinde, her şeyiyle Türkler çalışsın. Daha fazla
arayalım. Ne kadar fazla arama yaparsanız, şansınız o kadar artar.

300 değil 50 milyar metreküp bile bulunsa, benim için çok önemlidir. 1934’ten
bu yana süren petrol arama sektörüne yeni bir boyut kazandırılmıştır. 3 tarafı
denizle çevrili bir ülke için çok belki de 50 sene önce yapması gereken şeylerdi
bunlar.

Doğu Akdeniz’de de benzer bir keşif olasılığı var mı?

İnşallah, keşke…Doğu Akdeniz’le Karadeniz’in en büyük farkı şu: Karadeniz’de
ülkeler arasında hiçbir sorun yok. Dünyanın en sessiz, sakin, uyumlu bir şekilde
sektörlere bölünmüş denizidir. Ortaya pay hattını çizmişler, herkes kendi payını
almış. Komşularla bir sorun yok. O büyük bir avantaj.

İkinci büyük avantaj Karadeniz’de en büyük karasuyu olan biziz. Denizin sahibi
biziz. Dolayısıyla oralarda aramalar daha rahat yapılabilir.

Akdeniz’de ise jeopolitik bir sürü münazaralar var. Kavgalı ülkeler var. Dışardan
müdaheleler var. Rusyası var, Amerikası var, bütün dünyanın gözü orada. Sorunları
çözmek daha zor çünkü orada sorunlar daha karmaşık. Karadeniz’e göre çok çok
daha zor elbette.

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.