Hoteleman.com

Kamu Memur İşçi Alımları | En son haberleri takip edin

Uzaktan eğitimde verimli öğrenme nasıl sağlanır?

Milliyet’ten Zeynep
İşman’ın haberine
göre: Yeni eğitim-öğretim yılı 31 Ağustos’ta başlıyor,
uzaktan olsa da… Yüz yüze eğitim için hedef 21 Eylül. Bazı okullarda ise telafi
eğitimi online olarak başladı. Yeni eğitim yılının nasıl olacağına dair kafalar
karışık. Veliler bunalmış durumda; aynı zamanda da okulların açılmasıyla ilgili
tedirginler. Çocukları ekran karşısında oturtamamaktan, derslere ve ödevlerine
karşı sorumluluk almamalarından ve etkili bir öğrenme ortamı olmamasından şikayetçiler.
Öğretmenler ise yoğun bir hazırlık halinde. Öğrencileriyle yakın bir etkileşimde
olamamanın verdiği zorlukla doyurucu bir müfredat hazırlamaya çabalıyorlar.
Öğrenciler ise okullarına ve arkadaşlarına hasret, ancak uzaktan eğitim konusunda
isteksizler. Tüm bu belirsizlik içinde, yeni eğitim döneminde, verimli ve etkili
bir öğrenme ortamı için neler yapılması gerektiğini, TED (Türk Eğitim Derneği)
Genel Müdürü Sevinç Atabay ve Eğitim bilimci yazar Dr. Özgür Bolat ile konuştum.

TED GENEL MÜDÜRÜ SEVİNÇ ATABAY:

“HER ÖĞRENCİNİN ADAPTASYONU ÇOK FARKLI”

K-12 diye bilinen anaokulu-lise eğitiminde, dünyanın da o kadar çok deneyimleyemediği,
daha çok yükseköğrenimde kullanılan “uzaktan eğitim” Mart 2020’den itibaren
ülkemizde de deneyimlenmeye başlandı. Eğitim-öğretim bir bütündür. K-12 düzeyinde
yapılansa benim deyimimle “uzaktan öğrenme”dir. Okul sadece temel derslerin
yapıldığı, okuma yazmanın öğretildiği yani akademik bilginin edinildiği yer
değildir. Okul aynı zamanda sosyal ve duygusal becerilerin geliştiği en önemli
yerdir. Arkadaşlık, ekip olmak, birlikte bir iş yapmak, ev ortamından farklı
bir yerde kendin olarak var olmak, duygularla tanışmak, başarı-başarısızlık,
yeteneklerini keşfetmek, yönlenmek, karar vermek, liderlik gibi pek çok farklı
beceri seti oluşturmak ancak okul ortamında gerçekleşir.

Uzaktan öğrenmede ise; daha çok akademik bilginin edinilmesi mümkün olabilmektedir.
Bunun yanı sıra öz disiplin gelişmesine de çok katkı sağlar. Uzaktan eğitim
sürecinde her öğrencinin adaptasyonu çok farklıdır. Hiperaktivitesi olan bir
öğrenciyi uzun süre ekran başında tutamazsanız. Böyle bir öğrenciyi biraz canlı
(senkron) biraz video (asenkron) derslerle yönlendirmeniz gerekir. Her düzey
öğrenci için ders içerikleri farklı hazırlanmalı ve sunulmalıdır. Anaokulu ve
ilkokul için daha animasyonlu ve hareketli ders içerikleri gerekirken, ortaokul
ve lise öğrencileriyle canlı dersler interaktif, video dersleriyse öz disiplinlerini
sağlayacak şekilde konu anlatımlı, ödev ve ölçme yöntemleriyle zenginleştirilmiş
olmalıdır.

“Küçük yaşta dersler 20 dakikayı geçmemeli”

Küçük yaş grubu öğrencilerin canlı dersleri 20 dakikadan fazla olmamalı ve
aralar verilerek birkaç ders saatini geçmemelidir. Öğrenciler iyi odaklanabilmek
için aynen okul günlerinde olduğu gibi belli saatte yatıp belli saatte kalkmalı,
kahvaltı ders başlamadan önce ettirilmeli ve mutlaka okul kıyafeti olmasa da
ev kıyafetinden farklı bir kıyafetle ekran başına oturması sağlanmalıdır. Yine
canlı dersin yapıldığı odanın bir çalışma odası olması, ders sırasında dikkatini
dağıtacak hareketlilikte bir ev ortamı olmamasına özen gösterilmelidir. Yani
öğrencinin bir sınıf ortamında olduğunun hissettirilmesi gerekmektedir. Küçük
yaş gruplarında çocuğun hareketliliğine göre ekranda görünmeyecek bir şekilde
bir yetişkinin eşlik etmesi de sağlanabilir.

“Öğretmenler de hazırlanmış olmalı”

Öğretmenlerin de, kendilerini canlı ders yapmaya hazırlamaları gerekir. Dinlenmiş,
kahvaltı etmiş, dersini hazırlamış ve teknoloji bilgi eksiğini gidermiş olarak
öğrencilerinin karşına geçmesi gerekir. Ekranda her bir öğrencisiyle irtibatta
olmalı, onların aktif derse katılmalarını sağlamalıdır. Eğer ödev verdiyse bir
sonraki derste kontrol etmelidir. Teknolojiyle zenginleştirilmiş ders hazırlayabilmeli
ve eksiği varsa bu konuda mutlaka eğitim almalıdır. Bilgi kaybı olmaması için
bol bol ders tekrarı yapılmasını sağlayacak ödevlere yer verilmeli ve yaş-bilgi
seviyesine uygun olarak ölçme değerlendirme yapılmalıdır.

HANGİ VELİ TİPİSİNİZ?

Ebeveyn evde öğretmen rolünü üstlenmeli mi üstlenmemeli mi?

Ben kendi araştırmalarımda beş çeşit veli profili keşfettim.

Taşeron: Çocuğun öğrenme sürecini kendi üzerine alıyor. Onun adına ödevleri
yapıyor. Zaten bu çocuğa ahlaksızlığı öğretir ve çocuğu güçsüzleştirir.

Müfettiş: Çocuğu sürekli kontrol ediyor. Bu da ilişkiyi güç ilişkisine dönüştürür
ve çocuk değersiz hisseder.

Öğretici: Aile, çocuğa öğretmen gibi her şeyi anlatır, öğretmeye çalışır.

Rehber: Aile çocuğa bir şey öğretmez ama sorusu olursa orada olacağını söyler.
Doğru kaynağa yönlendirir.

Öğrenme yoldaşı: Aile meraklıdır ve çocuğuyla beraber öğrenme yolculuğuna girer.
Çocuğa ne öğrendiğini sorar ve beraber keşfederler. Burada veli, bilen ve öğreten
değil, çocuk gibi öğrenen rolündedir.

Bana göre ebeveyn, ilk üç değil, son iki rolü üstlenmeli. Özellikle de beşinci
rolü. O zaman çocuğunda hem iç motivasyon oluşturur hem de aile-çocuk ilişkisi
güçlenir.

EĞİTİM BİLİMCİ YAZAR DR. ÖZGÜR BOLAT:

“KEŞFETME VE SORU TEMELLİ DERS, MOTİVASYONU ARTIRIR”

Özellikle küçük yaşta çocukları ekran başında, odaklı tutmak ve akademik kayıp
yaşamamak için uzun ve kısa vadede yapılacaklar var. Uzaktan eğitim ile yüz
yüze eğitim arasında farklar söz konusu. Uzaktan eğitimden yararlanmak için
bir çocuğun iç denetimi, oto kontrolü ve iç motivasyonunun gelişmiş olması gerekir.
Kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alan çocuklar bu süreçten yarar sağlar. Çünkü
uzaktan eğitimde bir kontrol mekanizması yoktur. Kimse sizi kontrol etmez. Çocuklar
kendi istediği sürece odaklanacak ve dersi takip edecek, kendi istediği sürece
ödev yapacak. Uzaktan eğitimden yararlanmak için uzun vadede bu altyapıyı geliştirmek
gerekir.

Kısa vadede ise derslere başlanmadan önce derslerle ilgili merak uyandırılması
gerekir. Öğretmen veya ebeveyn önceden “merak soruları” ve “tahmin soruları”
sorabilir. Ne öğrenmeyi bekliyorsun? Öğreneceklerinle ilgili tahminlerin neler?
Bu konuyla ilgili en çok neyi merak ediyorsun? Bu sorularla önceden merak uyandırılırsa
çocuğun odaklanma ihtimali artar. Öğretmen dersi canlı yapıyorsa dersi anlatım
değil de keşfetme veya soru temelli yaparsa motivasyon daha da artacaktır. Uzaktan
eğitimin kendine özgü bir pedagojisi vardır. Öğretmenin anlatımını direkt çekip
dijital platformlara koymak, uzaktan eğitimin en basit hali. Derste öğretmeni
dinleyen ve sıkılan çocuk, uzaktan eğitimde de sıkılır. Uzaktan eğitimin en
üst pedagojik boyutunda “keşfetme” ve “anlam çıkarma” var. Dijital dünya bu
olanağı veriyor. Dersleri bu pedagojiyle yaparsak çocuklar sıkılmaz. Konu anlatımlı
bir ders olursa süre kısa tutulmalı ama keşfetme, soru-cevap veya proje temelli
olursa dersleri daha uzun tutmak mümkün.

RUTİNLER ÖNEMLİ

Özgür Bolat uzaktan eğitim sürecini avantaja dönüştürebilmek adına ebeveynlerin
neler yapabileceklerini anlatıyor: “İlki; rutinler. Olağanüstü durumlarda, aile
evdeki hayatı ne kadar olağan halde tutabilirse, çocuk o kadar güvende hisseder.
Bunun yolu da rutinlerdir. Yani çocuk bu

süreçte çok önemli bir hayat disiplini kazanabilir. İkincisi, ilişki kurma.
Günümüzde aileler birçok sebepten dolayı isteseler de çocuklarıyla maalesef
çok kaliteli zaman geçiremiyor. Aile bu süreçte farklı yöntemlerle çocuğuyla
çok güçlü ilişki kurabilir. Sohbetler edebilir, etkinlikler yapabilir, bağ kurucu
ve duyguları açığa çıkarıcı oyunlar oynayabilir. Üçüncüsü; anlam bulma. Bu süreçte
aileler çocuklarıyla beraber kendilerine dönüp içlerindeki değerleri keşfedip
daha anlamlı bir yaşam kurabilirler.”

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.